ANA SAYFA İLETİŞİM BİLGİLERİ BAĞLANTILAR SİTE HARİTASI E-POSTA GİRİŞİ ÜYE GİRİŞİ TMMOB
eski.mmo.org.tr ENGLISH
AKM ML MK EKM

18 Nisan 2024 Perşembe    

EİM-MEDAK MİEM PBK

 TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2005

TARİH: 16.12.2005 - 17.12.2005
YER: MİLLİ KÜTÜPHANE - ANKARA

Haberler

TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2005 YAPILDI

 

— 01.09.2008

 

TMMOB adına Odamız sekreteryalığında, "Sanayileşme-İstihdam-Refah" başlığı ile düzenlenen TMMOB Sanayi Kongresi 2005 yapıldı.

Genel Bilgiler

TMMOB Makina Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu Başkanı Emin KORAMAZ‘ın
TMMOB Sanayi Kongresi 2005‘i Açış Konuşması
(16.12.2005)

Sayın Bakanım, Sayın Birlik Başkanım,
TMMOB‘ye Bağlı Odaların Sayın Başkan ve Yöneticileri,
Sayın Hocalarım, Sayın Katılımcılar, Sevgili Basın Mensupları,
Hepinizi Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum. TMMOB adına Odamızın düzenlediği Sanayi Kongresi 2005‘e hoş geldiniz.

2 yıllık zaman dilimlerini kapsayan her çalışma dönemimizde, meslek ve uzmanlık alanlarımızla ilgili gelişmeleri ve sorunlarımızı tartışmaya açmak, görüş ve önerilerimizi yetkililere iletmek, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla ulusal ölçekte Kongre, Kurultay ve Sempozyum düzeyinde bir dizi etkinlik düzenliyoruz.
Bu etkinliklerle yeni teknolojileri ve sektörel gelişmeleri tanıma ve üretilen bilgiyi paylaşmayı, yaygınlaştırmayı ve meslek alanlarımızdan hareketle toplumsal yaşamı olması gereken normlara ulaştırmayı hedefliyor, dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeleri tartışıyor, çözüm için ülkemiz lehine öneriler geliştiriyoruz. Bu amaçla konunun tüm taraflarını bir araya getiriyor, sözü olan her kesime katılımcı platformlar açıyoruz.

Odamızın 2004/2005 yıllarını kapsayan 40. çalışma döneminde 17 ilde ulusal ölçekli 24 adet kongre, kurultay ve sempozyum düzenlenmesi programlanmış ve 23‘ü tamamlanarak sonuç bildirgeleri kamuoyuyla paylaşılmış, sunulan bildiriler ayrı ayrı kitaplaştırılarak ilgililerin kullanımına sunulmuştur.
Bu etkinlikler; öğrenci üye, iklimlendirme, marka yönetimi, iş sağlığı ve güvenliği, uçak-havacılık ve uzay mühendisliği, bakım teknolojileri, otomotiv ve yan sanayi, iletim teknolojileri, yeni ve yenilenebilir enerji/enerji yönetimi, güneş enerjisi, makine tasarımı ve imalat teknolojileri, demir-çelik, iş makinaları, tıbbi cihazlar imalatı, Trakya‘da sanayileşme ve çevre, tekstil teknolojileri ve tekstil makinaları, kaynak teknolojileri, ölçüm bilim, tesisat mühendisliği, hirdrolik-pnömatik, endüstri işletme mühendisliği ve yine TMMOB adına düzenlediğimiz mühendislik eğitimi ile GAP ve sanayi kongre, kurultay ve sempozyumlarıdır.
Bu etkinliklerde, bir sektörün diğer sektörlerle geçişkenliklerinden hareketle sanayinin bütününe ve bütünden tek tek sektörlere yönelerek ülkemiz sanayisine ilişkin çok yönlü verilere ulaşma ve çözüm önerileri oluşturma şansına sahip oluyoruz.
Sevgili katılımcılar,
Bugün açılışını birlikte yaptığımız Sanayi Kongresi 2005 ile 40. çalışma dönemimizin kongre, kurultay, sempozyum etkinliklerini tamamlamış olacağız.
Bütün bu çalışmaların, harcanan emeklerin tek bir amacı vardır: Ülkemizin sanayileşmesi ve demokratikleşmesi, halkımızın çağdaş ve mutlu bir yaşam sürmesidir. Üzerinde insanlarımızın bağımsız, özgür, barış içerisinde, ülke olanaklarını hakça bölüşerek gönenç içerisinde yaşadığı bir Türkiye‘dir.

Değerli katılımcılar,
Sanayi Kongrelerimize rapor ve araştırmalar sunmayı gelenekselleştirmiş bulunuyoruz. 2003 Sanayi Kongresi‘ne, "Makina İmalat Sanayii Sektör Araştırması"nı sunmuştuk. Bu raporu önümüzdeki dönemde güncelleyerek kamuoyuna sunacağımızı buradan duyurmak isterim.
Bu Kongreye ise iki önemli rapor sunuyoruz. Alan araştırmalarıyla da desteklenen, "Organize Sanayi Bölgeleri, Küçük Sanayi Siteleri, Endüstri Bölgeleri ve Teknoparklar" ile "Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi İşletmeleri-KOBİ‘ler" başlıklı Oda Raporlarını, sevgili Yavuz BAYÜLKEN bugün iki ayrı oturumda bizlere sunacağı için ben ayrıca değinmeyeceğim.

Sevgili katılımcılar,
İki gün sürecek Kongremizde uzmanlar, bilim adamları ve mühendisler, Türkiye sanayisi ve sanayileşme sürecini ele alarak kamuoyuna önemli mesajlar vereceklerdir. Özellikle küresel rekabetin ulusal sanayileri tehdit ettiği ve yeniden yapılanmanın ön plana çıktığı bu dönemde, tartışmalar yaşamsal bir boyuta sahiptir.
Bilindiği gibi Türkiye AB ile müzakere sürecine girmiş olup, çok önemli konulardan biri de Gümrük Birliği‘ne, sanayiye ve sanayileşmeye ilişkin dosyalardır.

Türkiye, AB‘ye aday ülkeler arasında Gümrük Birliği‘ni gerçekleştiren tek ülke olarak istisnai bir duruma sahiptir. Üstelik Türkiye, AB‘nin gümrük birliğine girdiği tek büyük ülkedir. Yani Türkiye eşitsiz koşullarda Avrupa Birliği ile aynı ticaret politikasını uygulamaktadır. Bu durumdan tüm sanayi sektörlerimiz olumsuz etkilenmektedir.
Gümrük Birliği ile AB‘de yeni pazar imkanları elde edeceği yanılsamasını yaşayan sanayimiz, geçen 10 yıl içerisinde 50 milyar ABD dolarından daha fazla değerde AB teknolojisi ve altyapısına yatırım yapmıştır. Ancak bu yatırımlar makro bir programa, planlama ve fizibiliteye dayanmadığı için ne yazık ki sonuç olumsuz olmuş, ölü yatırımlara dönüşmüştür. Bir çok alt dala aşırı yatırım yapılırken, bazı dallara ise hiç yatırım yapılmamış, ülkemiz ithal makina ve ikinci el makina ile dolmuştur. Bu, tekstil makinalarından iş ve inşaat makinalarına kadar bir çok sektörde böyledir. Yine bu süreçte mühendislik ve eğitimli işgücü unsurları ihmal edilmiştir. Öte yandan AB‘nin pazara giriş politikası, ticaret dengesini ciddi derecede zarara uğratmıştır.

Örneğin Gümrük Birliği öncesi en avantajlı sektörlerden biri olarak gösterilen, Türk tekstil ve konfeksiyon sanayii bile, AB‘nin pazara giriş ve geniş açık pazar politikasının olumsuz etkilerinden büyük zarar görmüştür. 1996‘da Gümrük Birliği‘nin başlangıcından itibaren sınai mamuller için ortalama ithalat gümrük vergileri % 16‘dan % 5,4‘e indirilirken, tekstil ve konfeksiyonda bu vergiler ortalama % 27‘den % 6‘ya kadar düşürülmüştür. Türkiye, buna ilaveten, AB‘nin ithalat ve ticaret kurallarını uygulamak, dolayısıyla ithalatı kolaylaştırmak durumunda kalmıştır.
Yine Gümrük Birliği nedeniyle üçüncü ülkelere uygulanan basit menşe kuralları, sıfır veya sıfıra yakın gümrük tarifeleri, Türkiye‘yi sadece AB‘ye değil tüm üçüncü ülkelere karşı da çok açık bir pazar haline getirmiştir. Bu haksız rekabet karşısında yerli sanayi sürekli olarak gerilemekte, ekonomik kriz ve milyonlara varan iş kaybını hızlandırmaktadır. Bu süreçte sanayi imalat indeksi % 50‘den fazla düşmüştür.
Tam üyelik müzakere süreçleri tamamlanıncaya kadar GB anlaşması mutlaka askıya alınmalıdır.

Sevgili katılımcılar,

Gümrük Birliği Anlaşması ile başlayan ve bugün AB müzakere süreçleriyle devam eden, teknik mevzuat uyumu ile üretimin uluslararası kabul görmüş koşullara uygun sürdürülmesi ve CE belgelendirmesi çalışmaları da sanayimizin bütünü ve biz mühendisler için oldukça önem taşımaktadır.
Ülkemizde AB tarafından tanınırlığı olan onaylanmış kuruluşlar oluşturulamadığı için üreticilerimiz uygunluk değerlendirme faaliyetlerini çok yüksek bedellerde AB test ve belgelendirme kuruluşlarına yaptırmak zorunda kalmakta ve bu alandaki mühendislik hizmetleri yurt dışından satın alınmaktadır.
Odamızda, ülke genelinde CE uygulamaları konusunda üyelerimize ve sanayicimize eğitim ve seminerler verilmektedir. Şubelerimizde CE danışma merkezleri oluşturulmuş, Oda teknik görevlilerine yönelik eğitimler düzenlenmiş, kitaplar çıkarılmış, gerekli alt yapı oluşturulmuştur.
Odamız AB yeni yaklaşım direktifleri kapsamında bulunan ve meslek alanlarımıza giren, asansörler, basit basınçlı kaplar, gaz yakan cihazlar, sıvı ve gaz yakıtlı sıcak su kazanları, basınçlı ekipmanlar ve makina emniyeti direktifleri olmak üzere 6 konuda Onaylanmış Kuruluş olmak için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı‘na başvurmuştur. Makina Mühendisleri Odası‘nın uzmanlık alanına giren konulardaki Uygunluk Değerlendirme Kuruluşu başvurusunun Sanayi ve Ticaret Bakanlığı‘nca ivedilikle sonuçlandırılması, uyum sürecindeki sektörel çalışmaları ivmelendirecek ve bizzat Sayın Bakanın da bir çok kez dile getirdiği gibi ülkemizin milyarlarca dolara varan kaybı en azından bundan sonrası için önlenecektir.

Sayın Bakanım,
Bakanlığınız bünyesinde teknik mevzuat uyumlaştırılması yönünde çalışmalar yapmak üzere oluşturulan teknik komitelerden sadece sizin döneminizde oluşturulan Asansör Teknik Komitesi‘nde yer almaktayız. Uzmanlık alanlarımızı doğrudan ilgilendiren ve geçmiş dönemlerde oluşturulan Motorlu Araçlar, Basınçlı Kaplar, Makina ve Gaz Yakan Cihazlar Teknik Komitelerine de Odamızın dahil edilmesi yönündeki başvurularımızın sonuçlandırılması için ilgi ve desteklerinizi bekliyoruz.
Yine 15 Şubat 2003 tarihli Asansör Yönetmeliği ile asansör bakım firmalarının elektrik ve makina mühendisi çalıştırma zorunluluğunun kaldırılmasını ve asansör firmalarında çalışan mühendislerin mesleki denetimini sağlayan Büro Tescil Belgesine Yönetmelikte yer verilmemesini, toplumun can ve mal güvenliğini tehdit eden bir unsur olarak görüyoruz. Yönetmeliğin bu doğrultuda yeniden düzenlenmesi talebimizin Bakanlığınızca olumlu sonuçlandırılacağına inanıyoruz.

Değerli katılımcılar,
TMMOB ve bağlı Odalarının tüm karşı çıkış ve uyarılarına karşın tek yanlı olarak imzalanan Gümrük Birliği Anlaşmasının ve ardından uygulanan teslimiyetçi politikaların ülkemizi getirdiği yer ortadadır.
Aynı yanlış politikalar AB‘ye üyelik müzakere süreçlerinde de sürdürülmemelidir. Ülkemiz sağlıktan eğitime, tarımdan çevreye, sanayiden enerjiye varana değin 115 bin sayfaya ulaşan AB müktesebatına uyum sağlamak zorunda kalacaktır.
Sanayinin yeniden yapılanması, teşvik ve destek araçları, AR-GE ve bilim politikaları, OSB, KSS ve teknoparklar, KOBİ‘lerin durumu ve sorunları ile sanayide çalışanların ücret ve sosyal güvenlik durumları, mühendislerin konumu, tarama ve müzakere konuları arasındadır.
Türkiye bu konularda neler üretecektir veya sanayileşme politikasını hangi ilkeleri esas alarak çizecektir. AB‘nin bize biçmiş olduğu fason üretime yönelik taşeronlaşmış sanayi işletmelerinden oluşmuş bir yapılanma kabul edilecek midir? Yoksa Türkiye sanayi elbisesini yeni bir modele göre, sanayileşme hedeflerine yönelik bir biçimde mi oluşturacaktır? Bu konular son derece önemlidir.
İçinde bulunduğumuz bilgi kirliliği ve yönlendirme ortamına ivedilikle son verilerek, tarama konusu olan 35 başlıktaki müktesebat değişikliklerinin ülkemiz geleceğine etkileri tüm alanlarda ve tüm sektörlerde tartışmaya açılmalı, izlenmesi gereken politikalar oluşturulmalıdır.

Değerli katılımcılar,
Ülkemizde özellikle son 25 yıldır uluslararası para ve finans kuruluşlarının denetiminde hazırlanan yapısal uyum programları ile ülkemiz kendi kaynaklarını kullanma, geleceğini planlama ve ekonomisini yönlendirme işlevlerinden arındırılmaya çalışılmaktadır.
IMF ve Dünya Bankası tarafından belirlenen ekonomik politikaların ve hazırlanan paketlerin uygulanması ile sanayileşme istihdam ve refah artışı istenen düzeyde gerçekleştirilememiştir. Aksine ihracatımız ithalata bağımlı hale gelmiş ve bu makas aleyhimize açılarak önemli bir tehdit ortaya çıkarmıştır. Katma değeri yüksek mallar ülkeye girerken, düşük olanlar dışarıya çıkmış, sanayi işletmeleri düşük kâr marjları ile çalışmış, sınai yatırımlar giderek düşmüş, istihdam açığı büyümüştür.
Ülkemizde uygulanan sanayi politikaları, bilimi ve teknolojiyi dışlayarak, ucuz işgücünü sanayinin tek temel rekabet aracı haline getirmiştir. Ülke ekonomisinin büyüdüğü dönemlerde (!) bile işsizlik artmakta, çalışanların reel gelirleri düşmekte, gelir dağılımı çalışanlar aleyhine bozulmaktadır.
Yatırımların azalması, özelleştirme uygulamaları, mevcut tesislerin teknolojilerini yenileyememesi, AR-GE çalışmalarının yetersizliği nedeniyle meslekdaşlarımızın istihdamı da beklenen düzeyde gerçekleşmemektedir.

Bu genel durum, meslekdaşlarımızın, eğitimle elde edilmiş bilgilerini ve mesleki becerilerini kullanma olanaklarının sınırlanmasına ve üretim süreçlerinden kopmalarına yol açmaktadır.
Bu olumsuzluklar, işsizliğe, düşük ücretlere, mesleki tatminsizliğe, meslek alanı dışında çalışmaya ve beyin göçüne yol açmaktadır.
Oysaki, küresel rekabette ayakta kalabilmek için AR-GE alt yapısının oluşturulması, yeni ürün geliştirme faaliyetlerini yürütecek Mühendislik Birimlerinin kurulması bir zorunluluktur. Bu konu bir devlet politikası olarak ele alınmak zorundadır. Ülkelerin eğitim ve AR-GE harcamaları ile sanayi ürünlerinin rekabeti arasındaki korelasyon katsayısı oldukça yüksek olup, eğitime yapılan harcama arttıkça küresel rekabete karşı sanayinin korunabilme ve rekabet edebilme olasılığı da artmaktadır
Ülkemizde işletmelerin çoğu KOBİ boyutlarında, küçük ölçekli, geri teknoloji ile çalışan ve fason üretime ağırlık veren firmalardır. Ana şirkete veya ihracat yapılan dış firmaya bağımlı bir durumdadırlar. Bağımsız bir tedarik ve pazarlama sistemleri bulunmamaktadır. Yönetim ve organizasyon zaafları vardır, öz kaynakları yetersiz olup kronik enflasyona bağımlı olarak zaman içinde erozyona uğramışlardır. Rekabet güçleri düşüktür. Özgün ürün ve tasarıma yönelik bir yetenekten yoksundurlar. KOSGEB, TÜBİTAK, TTGV desteklerinden yeterince yararlanamamaktadırlar.
Bu hususlar dışında sanayimiz açısından diğer sorunları belirtmek gerekirse; yüksek ithal girdi maliyetleri, kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, sanayi sektörleri arasında gerekli sinerjinin bulunmayışı, AR-GE eksikliği, üniversite sanayi ve meslek kuruluşları arasındaki diyalog zayıflığı, yönlendirici ulusal strateji ve politika eksikliği, mikro elektronik ve nano teknoloji gibi yeni teknolojilerin geliştirilememesi ve nihayetinde teknoloji üretememe sıralanabilir.

Sevgili katılımcılar,
Küreselleşme süreçlerinin ülkelerin sosyal yaşamlarında yol açtığı tahribatlara yalnızca küreselleşme karşıtlarının değil, uluslararası finans merkezlerinden yükselen uyarıların da eşlik ettiği bir dönemden geçiyoruz. Küreselleşme süreç ve politikalarının ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel vb. tüm düzlemlerde yıkım ve tahribatlarına karşı durabilmek için ülkemiz öncelikle ve stratejik ön görüyle tüm alanlarda ve tüm sektörlerde kendi ulusal politikalarını oluşturmalıdır. Bilim ve teknolojide yetkinleşmeli ve bunu ülke ölçeğinde toplumsal ekonomik faydaya dönüştürmeli, bu amaçla ulusal bir strateji belirlenmelidir.
Yıllardır uluslararası para kuruluşlarının güdümünde uygulanan ekonomik ve sosyal politikalarla, üretimi yatırımı, sanayileşmeyi, bilimi, teknolojiyi, mühendisi, insanı dışlayan uygulamalar terk edilmeli; planlama yönelimi benimsenmelidir.

Bu amaçla öncelikle,

· Bir Sanayi Envanteri çıkarılarak ülke sanayisinin maddi ve ekonomik varlığının durum tespitinin yapılması ve kaynakları buna göre en rasyonel biçimde kullanacak, destek ve teşviklerinin saptanması,

· Sanayi katma değerini, ekonominin tüm sektörleriyle dengeli bir biçimde artırarak yüksek katma değerli ürünleri, ihraç edebilecek alt sektör ve teknolojilerin desteklenmesi ve teşvik edilmesi,

· Mühendislik alt yapısı, AR-GE ve teknolojik gelişmenin, küresel rekabette önemli bir rol oynamasından hareketle bilim ve teknoloji seferberliğinin başlatılması,

· Ülkemizde mühendislik hizmetinin niteliğinin yükseltilmesi için; temel eğitimden başlayarak üniversite, oradan da meslek içi eğitime ve işletmelerin nitelikli kadro istihdamına kadar uzanan ulusal yol haritasının çizilmesi,

· Bölgeler arası dengeyi kuracak ve gelir dağılımını adil bir biçimde kalkınmada öncelikli yörelere yayacak politikaların oluşturularak, organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi sitelerinin bu önceliğe göre geliştirilmesi,

· Sanayinin gelişmesini ve ekonomik büyümeyi en geniş toplumsal tabana yayacak, refah ve isdihdam sağlayacak, kamu yararına bir yatırım ve üretim planlamasının yapılması,

Oldukça önem taşımaktadır.
Kongremizin bu konulara yapacağı vurgu ve getireceği açılımların, Türkiye‘nin geleceği açısından kayda değer bir katkı oluşturacağını umuyoruz.
Sevgili katılımcılar,
Sözlerime son verirken, Düzenleme, Danışma ve Yürütme Kurulları ile Kongre Sekretaryasına, TMMOB ve Oda Yönetim Kurulu ve çalışanlarına, Kongreye bildiri sunacak ve panellerde yer alacak değerli hocalarım ve konuşmacılara, zaman ayırarak buraya gelen izleyicilere, Kongre Sekreteri Ercüment ÇERVATOĞLU‘na, Kongre Yürütme Kurulu Üyesi Yavuz BAYÜLKEN‘e, TMMOB Başkanımız Mehmet SOĞANCI‘ya ve Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Ali ÇOŞKUN‘a içtenlikle teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

MEHMET SOĞANCI
TMMOB YÖNETİM KURULU BAŞKANI
SANAYİ KONGRESİ 2005 AÇILIŞ KONUŞMASI
16 Aralık 2005



Sayın Bakan,
Kamu Kurumlarının Çok Değerli Temsilcileri,
Meslek Örgütlerinin, Demokratik Kitle Örgütlerinin Çok Değerli Başkanları, Yöneticileri,
Örgütümün Çeşitli Kademelerinde Görev Yapan Sevgili Yönetici arkadaşlarım.

Sevgili Meslektaşlarım

Hepinizi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği adına saygıyla selamlıyorum. Sanayi Kongresi 2005 etkinliğimize hoş geldiniz.

Bugün bu etkinliğin yapılış nedenlerini, biçimini ve etkinlik kapsamı ile gerekli konuları Yürütme Kurulu Başkanım ve Oda Başkanım açıkladılar. Ben öncelikle burada hepimizin buluşmasını sağlayan arkadaşlarıma, Yürütme Kurulumuza, Düzenleme Kurulumuza, Makina Mühendisleri Odamızın Sevgili Yöneticilerine, TMMOB Yönetim Kurulu adına teşekkür ediyorum.

Sevgili arkadaşlar,

1962‘den bu yana düzenlenmekte olan ve bu kez onbeşincisi düzenlenen bu Sanayi kongremizin ana başlığı Sanayileşme, refah, istihdam.

Bilindiği üzere, sözlük anlamları ile; "Sanayi: Hammaddeleri işlemek için uygulanan eylemlerin ve bu eylemleri uygulamak için kullanılan araçların topu. Sanayileşme: Sanayinin hızlı ve kesintisiz gelişimini dile getiren tarihsel, ekonomik hareket. İstihdam: Hizmette kullandırma, çalıştırma. Refah: Bolluk, varlık ve huzur içinde olma, rahatlama" demek.

Bu kongrede Türkiye‘de sanayileşmenin gelişimi yeniden ele alınırken, bir yandan da İstihdam ve Refah boyutlarına değinilecek ve Türkiye‘de yaşananlara dair tespitlerde bulunulacak. Ancak Sanayileşme, Refah, İstihdam konularının konuşulacağı bu Sanayi Kongresi‘nin yapılış günleri tam da, içinde örgütümüz TMMOB‘nin de yer aldığı meslek ve emek örgütlerinin yurttaşlara yaptığı bir çağrıya denk geldi:

Yarın gerçekleştireceğimiz "Demokratik Türkiye, Halk İçin Bütçe" başlıklı mitingimizden bahsediyorum.

Bu mitingi, "bu ülkede yaşananlara itirazı olanları", taleplerini topluca alanda söyleyebilmeleri için düzenledik. Bu ülkenin emek ve meslek örgütleri, yarın alanda üyeleri ile birlikte şu talepleri dile getirecek:

Emekten yana bir bütçe mümkündür. Biz, kaynakların toplumsal ihtiyaçlara göre dağılımını ve kullanımını sağlayacak bir bütçe istiyoruz. Ranta, faize, borç ödemelerine odaklanan değil, halkın ihtiyaçlarını gözeten bir bütçe istiyoruz. Böyle bir bütçe için öncelikle IMF ve Dünya Bankası‘nın "Yapısal Uyum ve İstikrar Programları" reddedilmelidir. Kamu hizmetlerinin paralı hala getirilmesine karşı, eğitim, sağlık gibi en temel insan hakkı olan hizmetlerin herkes için ulaşılabilir, nitelikli ve parasız olmasını istiyoruz. Sözleşmeli çalışma, performans uygulaması gibi çalışma hayatını piyasa mantığı ile düzenleyen, esnek çalışma yöntemleri ile güvencesiz çalışmayı yaygınlaştıran uygulamalara karşı iş güvencesinin sağlanmasını istiyoruz. Asgari ücretin yoksulluk sınırının üstüne çekilmesini, çalışmayanları güvence altına alacak sosyal uygulamaların hayata geçirilmesini istiyoruz. Kamu Personel Yasa Tasarısı, Sosyal Sigortalar ve GSS Yasa Tasarısı başta olmak üzere tüm toplumsal yıkım yasaları geri çekilmesini istiyoruz. Özelleştirmelerin durdurulmasını, özelleştirilen kurumların satışının iptalini istiyoruz Toplumsal eşitsizliğin her düzeyde yaygınlaşmış olmasına karşı, adalet ve eşitlik istiyoruz. Finans kapitalin hareketliliğine bırakılmış ekonomik gelişme yerine, üretime ve yatırıma dayalı ekonomik modelin hayata geçirilmesini istiyoruz. Yoksulluğun, işsizliğin ve eşitsizliğin tetiklediği toplumsal şiddetin önlenmesi, toplumsal dışlanmanın ortadan kaldırılması için sosyal politikaların geliştirilmesini istiyoruz. Kültürel kimliklerin baskı altında tutularak yok sayılmasına, her düzeyde milliyetçiliğin kışkırtılmasına, şiddetin çözüm yolu olarak sunulmasına karşı, Kürt sorununun da demokrasi ve kardeşlik temelinde çözümünden yana taraf olduğumuzu, bu sorunun AB ile pazarlıklara sıkıştırılmış olarak deği,l gerçekten niyetlilerince çözülmesi gerektiğini ifade ediyor, barış istiyoruz. Susurluk‘tan Şemdinli‘ye kadar uzanan çetelerin açığa çıkartılmasını istiyoruz. Türkiye‘nin IMF ve diğer uluslararası kurumlar eliyle yönetilmesine karşı, halkın her düzeyde yönetimine katılmasını, ülke yönetiminde halkın söz, yetki ve karar sahibi olmasını savunuyor, demokrasi istiyoruz.

Sevgili Arkadaşlar,

Bunlar bu gün bu ülkede yaşananlara karşı hemen aklımıza geliveren talepler. Bu talepleri söylüyoruz. Çünkü bu ülkede işler mutlu bir azınlığın dışında hiç de iyi gitmiyor. Aslında, biz bunların böyle olacağını yıllardır söylüyoruz. Sosyal Devlet anlayışı içerisinde olması gereken bir ülkede bu taleplerin aslında çoktan gerçekleştirilmiş olması gerekmez miydi? Ama sermayenin küreselleşmesi döneminde, ülkemizde içsel bir olgu olan emperyalizmin yeni uygulamalarında, bu ülkeye ve siyasal iktidarlara biçilen rollere uygun bir uygulamanın dışında bir şey yok. Aslında bu günün böyle olacağı dünden belliydi.

TMMOB yıllardır üzerine düşeni yapmış, yerel ve merkezi iktidarları, meslek alanları ile ilgili ve sürekli olarak, bu günkü gibi topladığı kongrelerin sonuç bildirileri ile uyarmıştır. Bu etkinliklerimizde bilim insanlarının ve uzmanların yoğun emek harcayarak oluşturduğu bilgi erişilebilir ve ulaşabilir hale geliyor. Bilgi bu etkinliklerimizde paylaşılıyor. Görüşler, bilimin ve tekniğin ışığında çalışmalarını sürdüren TMMOB‘nin 50 yıllık birikiminin süzgecinden geçiriliyor ve sonuçları kamuoyuna duyuruluyor. Ama ne yazık ki, bu duyurulan sonuç bildirilerinde yazılanlar her zaman yerel ve merkezi iktidarların uyarılması şeklinde oluyor.

Örneği; şimdi bir yenisini başlatmakta olduğumuz Sanayi Kongrelerinden verelim:

Sanayi kongrelerinde ülkenin sanayileşmesi ve demokratikleşmesi için neler söylemişiz: Birkaç alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum.

Sanayi Kongreleri 1962, 1964, 1972, 1974, 1976 tarihlerinde Makina Mühendisleri Odası yürütücülüğünde gerçekleştirildi. Bir süre verilen aradan sonra; gene Makina Mühendisleri Odası yürütücülüğünde düzenli bir şekilde sürdürüldü.

"1987‘de 1980 Sonrası Sanayiinin Durumu, 21. Yüzyıla Girerken Türkiye Sanayi, 1989‘da Bilimsel ve Teknolojik Gelişmeler, Sanayide Uygulamaları ve Etkileri, 1991‘de Bilim ve Teknolojideki Olağanüstü Gelişmeler ve Ekonomilerin Uluslar arasılaşması Sürecinde Türkiye Sanayiinin Konum ve Geleceğinin Saptanması, 1993‘de Türkiye‘nin Sanayi ve Teknoloji Politikaları ve Uluslararası Rekabet Hedefleri, 1995‘de Rant Ekonomisinden Üretim Ekonomisine, 1997‘de Toplu Bakış" başlıkları ile yapıldı.

Mühendisler ve Sanayileşme başlıklı TMMOB 1999 Sanayi Kongresi‘nde şunları belirttik:

Ulusal bilim, teknoloji ve sanayileşme politikalarının belirlenmesi ve gerçekleştirilmesi yalnızca mühendislerin varlık nedenlerinin perçinlenmesi için değil, halkımızın refah düzeyinin yükselebilmesi için de en önemli hedeftir. TMMOB bu hedefin gerçekleştirilmesi için kamu oyunun bilgilendirilmesini ve sanayileşme alanında siyasal iradenin oluşturulmasını etkinliklerinin ana eksenlerinden biri olarak görmektedir. Sanayi Kongresi 1999 yeni bir yüzyılın eşiğinde yapıldı. Kongre gündeminde bilim, teknoloji ve sanayileşme alanlarında 20. yüzyıldan 21. yüzyıla doğru neyi devrettiğimiz ve yeni yüzyılda ne yapmamız gerektiği konuları yer aldı. Bilim ve teknolojideki gelişmeler ile üretim artışı 20. Yüzyılda diğer yüzyıllarla kıyaslanamayacak kadar hızlı oldu. Bilim ve teknoloji iç içe geçti. Teknoloji üretiminin, teknolojik yeteneğin yükseltilmesinin baş aktörlerinden biri olan mühendisler sona ermekte olan yüzyılda ön plana çıkan bir meslek topluluğu oldu. Tarih sahnesinde belirdiğinden bu yana mühendislerin iş süreçlerindeki yerleri ve sınıfsal konumları ve bu konumlardaki değişikliklerin incelenmesi bu Kongrenin alt başlıklarından birisi oldu.

Kongre, mühendislerin sınıfsal konumlarını ve sorunlarını da inceleyerek, üretim ekonomisi yerine rant ekonomisini öne çıkaran, taşeronlaştırmayla, sendikasızlaştırmayla, uluslararası tahkim yoluyla, özelleştirme yoluyla Türkiye‘nin sanayisini ve geleceğini ipotek altına alan anlayışların aynı zamanda mühendislerin de geleceklerini tehlikeye attığını, bu nedenle de TMMOB‘nin toplumsal muhalefet odaklarıyla örgütlü işbirliğini geliştirerek sürdürmesinin kaçınılmaz bir görev olduğunu vurguladı.

Birbirinin devamı olarak düzenlenen "Küreselleşme ve Sanayileşme" başlıklı TMMOB 2001 Sanayi Kongresi ile "Küreselleşme ve AB Süreçlerinin Ülke Sanayii ve Mühendislerine Etkileri" başlıklı TMMOB 2003 Sanayi Kongresi sonucunda da şunları belirttik:

Küreselleşme, içinde yaşadığımız döneme damgasını vuran kapitalizmin çok uluslu şirketler aracılığıyla dünya boyutunda kurduğu ekonomik egemenliğin son aşamasıdır. Gelişmiş ülkeler mal, hizmet ve sermayeyi ülkeler arasında olağanüstü bir hızla dolaştırarak, gelişmekte olan ülkelerin ekonomisini, sanayisini ve çalışanlarını büyük çapta etkilemekte, politik ve toplumsal dengeleri bozarak, gelir dağılımını kötüleştirmektedirler. Spekülatif sermayenin olağanüstü boyutlara ulaşarak verimli sermaye yatırımlarının önlediği, işsizliği arttırdığı, neden olduğu ekonomik krizlerin yıkıcı etkileri ile çalışanları yoksullaştırdığı açıktır. Özellikle son on yılda çalışanların sosyal hakları budanmış, ücretleri azalmış, refah düzeyi düşmüş ve tüm ülkelerde en üstte yaşayan %5 oranındaki kesim, büyük bir ranta ve sömürü artı değerine sahip olmuştur.

Küreselleşme aynı zamanda, tekellerin aşırı kâra dayanan birikimi için savaş, gerginlik, çevre sorunları, dünya kaynak ve değerlerinin yağması demektir. Bu talana karşı koymak isteyenleri yok etmek, temel strateji olarak çok uluslu şirketler tarafından benimsenen ana politikadır. Bu amaçla sendikasızlaştırma, uluslar arası tahkim yoluyla, IMF/Dünya Bankası baskısıyla özelleştirme ve rant ekonomisini egemen kılma gelişmekte olan ülkelerin geleceğini ipotek altına almaktadır. Ülkemizde de giderek artan bir ivmeyle sanayi yatırımı azalmakta, işsizlik oranı büyümekte, çıkan krizlerin sık ve dayanılmaz boyutları yoksullaşma sürecini kronik hale getirmektedir. Son dönemlerde ekonomik göstergelerde gözlenen iyileşmelerin temelinde yatırım, teknolojik gelişmeler gibi nedenler değil iş gücü üzerindeki baskılar yer almaktadır. Bu çerçevede istihdam daralmakta, işsizlik artmakta ve ücretler gerilemektedir.

Ülkelerin kalkınmasında sanayileşme en önemli kriterlerden biridir. Bugün de Türkiye‘nin gelişmiş bir ülke olması, sanayileşmede izlenecek doğru politikalardan teknolojide yenilikçi çalışma ve AR-GE‘den geçmekte, kaynakların doğru ve etkin kullanımı ile yatırımların ülke boyutunda gerçekleştirilmesiyle mümkün görülmektedir. Teknolojinin hızla geliştiği bu dönemde, Türk sanayiinin ayakta kalabilmesi ve rekabet gücünü arttırabilmesi, yeni teknolojileri kullanabilir ve üretebilir hale gelmesine bağlıdır. İnovasyon ve AR-GE bu anlamda Türkiye sanayiinde önem kazanmaktadır. GSMH‘nın en az % 1.5 u AR-GE‘ye ayrılmalıdır. Şu anda bu rakam binde 7 dir.

Türkiye sanayii içinde KOBİ‘lerin önemli bir yeri bulunmaktadır. Tüm işyerlerinin % 97‘sini oluşturan KOBİ‘ler istihdamın % 52‘sini, sanayi gelirinin % 46‘sını, katma değerin % 42‘sini sağlamakta, buna karşılık % 26 ihracatta pay almakta, sanayiye verilen kredilerin ise ancak % 4‘ünü kullanmaktadırlar.

Korumacılık oranlarının düşürülmesi, önemli ihracat sektörü olan tekstil - konfeksiyonda bile krizin yaşanmasına neden olmuş, atıl kapasite ve artan maliyetlerle bu sektörde bunalım derinleşmiştir. Tek taraflı anlaşmaların Türkiye sanayine zarar vereceği bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Küreselleşmenin ana mantığı gereği, sermayenin karlılığının düştüğü coğrafi ve sektörel alanları terk etme politikası Türkiye‘de etkisini göstermiştir. Çok uluslu firmalar küresel stratejileri adına Türkiye‘deki üretim tesislerini kapatmışlar veya ithalatçı konuma geçmişlerdir. Bazı sektörlerde ise evlilik veya satın alma yolu ile yoğunlaşmayı belirgin hale getirmişlerdir.

Küreselleşme "yeni ekonomi" kavramını da gündeme getirmektedir. Yeni ekonomide, işçi sendikalarına yer olmadığı, hareket kabiliyeti yüksek sermayenin sendikası olmayan, emek haklarının sınırlı, ücretlerin düşük bulunduğu ülkeye akacağı savunulmaktadır. Dayanışma ve toplumsal pazarlık gibi kavramlar bu kimliğe yabancıdır. Dolayısıyla küreselleşmenin emeği baskı altına alan bu stratejisine karşı, belirli ilkelerle sahip çıkılması gerekmektedir. İstihdamın bir hak olarak kabulü, çalışma saatlerinin en aza indirilmesi, çalışmanın doğayı tahribinin en aza indirilmesi, her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması, sadece fırsat eşitliğinin değil eşitliğin kendisinin bir değer olarak kabulü, üretimin hem işçiler hem de çevre hakkını içerecek biçimde maksimum demokratik kontrolü, tüketimin eğitim, sağlık, ulaşım ve rekreasyonu da içerecek biçimde toplumsallaştırılması; bu ilkelerin en önemlileri olmaktadır.

Küreselleşme sürecinde, işgücü üzerindeki pazarlıklar hızlanmış, sendikaların gücü iyice sınırlanmış, emek haklarının düşük ücretle baskılanması yasal zemine oturtulmuştur. Böylece Türkiye‘nin ucuz emek cenneti olmasıyla birlikte sanayide katma değer içindeki ücret payının asgariye düşürülmesi planlanmıştır. Nitekim son beş yıl içinde hem işçi başına düşen katma değer, hem de çalışılan saat başına düşen katma değer artışı oldukça düşük kalmıştır.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları; Türkiye‘de sanayiinin tüketim malları sektörüne, turizme, bankacılığa, sigortacılığa yani üretken olmayan, istihdamı daha karlı alanlarına gelmekte ve pek çok firmayı ucuza kapatmaktadırlar. Bu durum da dahil her türlü avantaj sağlayacak kolaylıklar yapılmakta, çalışma teknoloji bölgeleri yasası, serbest bölgeler yasası, yabancı sermaye yasası ile talan hızlanmaktadır. Ülkemizde doğrudan yabancı sermaye yatırımları yeni yatırımlar olmayıp daha çok mevcut firmaların çok uluslu şirketler tarafından satın alınması şeklinde karşılık bulmaktadır. Bunun da istihdama ve yatırımın arttırılması konusunda olumlu bir etkisinin olmadığı açıkça görülmektedir.

Türkiye sanayinin bugünkü yapısı mühendislerin bilgi, beceri ve teknik gelişme düzeyini önemli ölçüde etkilemekte ayrıca ekonomik olarak bu kesimin gücünü de giderek düşürmektedir. Yatırımların azalması, mevcut tesislerin teknolojilerini yenileyememesi, AR-GE çalışmalarının yeterli olmaması, mühendisleri bir teknisyen durumuna düşürmektedir. Ayrıca birçok işletmede mühendis istihdamı da azalmaktadır. Mühendisler meslek dışı alanlarda çalıştırılmakta veya üretiminde egemen olan teknolojinin basit kullanıcısı durumuna düşürülmektedirler. Sanayide yapısal dönüşümler gerçekleşmeden, inovasyon (yenilikçi buluşlar) politikaları köklü olarak uygulanmadan ve mühendislik eğitimi çağdaş düzeye getirilmeden bu konumlarının değiştirilmesi mümkün değildir.

Bunlar söylediklerimizden sadece birkaçı idi.

Sevgili arkadaşlar,

Bitirirken şunları da söylemeliyim: TMMOB görevlerini yapmaya devam edecektir.

TMMOB; bu kongrede Türkiye‘nin Sanayileşmesine ilişkin görüşleri oluşturmakta ve ilgililerini uyarmaktadır. Sadece bu kongre değil, bağlı odalarımızın gerçekleştirdiği ve iki yıllık çalışma dönemi boyunca ikiyüze ulaşan etkinliklerin dışında bu dönem TMMOB, Diyarbakır‘da GAP ve Sanayi Kongresini, Urfa‘da Toprak Reformu Kongresini, Ankara‘da Özelleştirmelerin 20. Yılı Sempozyumunu, Mühendislik Eğitimi Sempozyumunu gerçekleştirdi Gelecek hafta Enerji Sempozyumunu, Mart ayında Su Politikaları Sempozyumunu gerçekleştireceğiz.

Ben tüm bu çalışmaların sonuç bildirilerinin "Aydınlık bir Türkiye" istemlerinin gerçekleşmesi için siyasal iktidarlarca önemsenmesi gerektiğini belirtiyor, bu düşüncelerimle hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim.


 
 
 

Destekleyenler

 
 
  
 
 

ETKİNLİK İÇERİĞİ

 
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2017
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2015
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2013
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2011
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2009
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2007
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2005
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2003
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2001
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1999
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1997
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2015
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1995
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1993
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1991
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1989
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1987
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1976
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1974
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1972
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1964
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1962
TMMOB SANAYİ KONGRESİ 2009’A DOĞRU KRİZ VE SANAYİ SEKTÖRLERİNİN DURUMU SEMPOZYUMU

ETKİNLİKLER

SAYFA ÜSTÜ
ÖNCEKİ SAYFA

COPYRIGHT © 2024 TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI
MEŞRUTİYET CADDESİ No:19 KAT:6-7-8 KIZILAY / ANKARA
TEL: 0850 495 0 666   FAKS:(+90) 312 417 86 21
E-POSTA:

Key İnternet Hizmetleri