ANA SAYFA İLETİŞİM BİLGİLERİ BAĞLANTILAR SİTE HARİTASI E-POSTA GİRİŞİ ÜYE GİRİŞİ TMMOB
eski.mmo.org.tr ENGLISH
AKM ML MK EKM

18 Mayıs 2024 Cumartesi    

EİM-MEDAK MİEM PBK

 45. OLAĞAN GENEL KURUL SONUÇ BİLDİRİSİ

    Yayına Giriş Tarihi: 12.05.2014  Güncellenme Zamanı: 12.05.2014 09:48:50  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

TMMOB Makina Mühendisleri Odası (MMO) 45. Olağan Genel Kurulu, 26 Nisan 2014 tarihinde Ankara Kocatepe Kültür Merkezi`nde 712 delegenin katılımıyla toplanmıştır. 91 bin üyesi, 19 bin öğrenci üyesi, 18 Şube, 99 il-ilçe temsilciliği, 7 mesleki denetim bürosu, işyeri temsilcilikleri ile örgütlü Odamızın 45. Olağan Genel Kurulu, aşağıdaki görüş ve önerilerin kamuoyuna duyurulması kararlaştırılmıştır.

2008 Ekim ayında başlayan küresel ekonomik kriz, dünya çapında tüm ekonomik, sosyal yaşamı sarsıntıya uğratmıştır. Bugün bu krizin ekonomik, siyasi, sosyal sonuçları derinleşmektedir. Adaletsiz gelir dağılımı politikaları tüm dünyada emekçi halkları daha fazla yoksullaştırmaktadır. Kriz, "küreselleşme" kavramı ve gerçeklerine uygun bir coğrafi yayılım göstermektedir. ABD`den başlayan kriz Avro bölgesine de sıçramıştır ve ekonomik durgunluğun süreceği belirgindir. Krizin, silahlanmanın, kapitalizmin uluslararası soygununun faturası sömürülen emekçi sınıflara, emekçi halklara çıkarılmaktadır. Bu durumun halk kesimlerinin yaşamına etkileri sosyal hak kayıpları, ücret düşüşleri, işten çıkarmalar, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması, yeni vergi paketleri, zamlar, yoksullaşma, kısaca insanlık dışı yaşam koşulları olarak yansımaktadır.

Genel kurulumuz, dünyada yaşanan bu gelişmeleri kapitalizmin krizi ve sonuçları olarak değerlendirmiş; gelir, hukuk ve yaşamın hemen her alanına dair adaletsizliklerin egemen sınıf lehine genişletilmesinden başka bir amacı olmayan bu sistemin gerçekte çözülüş sürecinin yaşandığını ifade etmiştir. Bu düzeni restore etme çabaları birçok açmazla yüz yüzedir. Aradan geçen beş buçuk yılda, dünya genelinde "büyüme"nin düşmesi, işsizliğin artması, yoksullaşma, kamu borçlarının tırmanması ve dünya ekonomisinin durgunluğa girmesi, başat göstergeler arasındadır. Yaşanan gelişmeler, önümüzdeki dönemde ekonomik, siyasi, sosyal çok boyutlu sorunların kızışacağının işaretidir. Ancak dünyanın mevcut sorunlarına kalıcı çözümün, iktidarların sınıfsal yapısının değişimi ve bir düzen değişikliği ile sağlanabileceği yönündeki tezlerin güçlendiği bir tarihsel döneme girmekte olduğumuz açıktır.

Türkiye, son 34 yılda iç pazara yönelik sanayileşmeye dayalı sermaye birikimi rejiminden küresel rekabete endeksli serbest mal, hizmet ve sermaye hareketlerine dayalı yeni liberal bir sermaye birikimi rejimine geçmiş ve sanayisizleşme ile yüz yüze kalmıştır. İmalat sanayinin GSYH içindeki payı dünya liginde küme düşmüş durumdadır. Sanayinin istihdam içindeki payı yüzde 19,2`ye gerilemiştir.

Bu hükümet döneminde yeni liberal programlar doğrultusunda, ülke, halk, emek, mühendislik, aleyhine olan ekonomi, sanayi, istihdam politikaları hız kazanmıştır. Orta Vadeli Programlar, yıllık programlar, stratejik planlar, torba yasalarla yapılan düzenlemeler hep sermaye ve rant çevrelerini gözetmektedir. Serbestleştirme ve özelleştirmeler hemen her alanı sarmıştır. Sermayenin kâr oranları azamileşmiştir. Sendikaları zayıflatıcı girişimler, güvencesiz, taşeron çalışma biçimleri ile sefalet ücretleri yaygınlaşmıştır. İşsizlik ve yoksulluk yapısal boyutlarıyla artmaktadır. İşsizlikte gerçek rakam yüzde 17 dolayındadır. Kamu yönetimini, ülke imarını, otoriter rant düzenlemeleri sarmıştır. Bunlara paralel olarak mühendisliğin işlev ve iradesi minimize edilmiştir.

Dünyanın oransal olarak en yüksek cari açığını Türkiye vermektedir. AKP döneminde cari açık 104 kat artmıştır. Dış borçlar, gerçekte şişirilmiş olan ve halka yansımayan ulusal gelir artışından daha hızlı seyretmiştir. Büyüme söylemlerinin ardında, sermaye hareketleri, inşaat-hizmet sektörleri ve borçlanmaya dayalı tüketim artışı bulunmaktadır. Tüketimin finansmanı dış borçlanmaya dayalıdır. Hükümet IMF`ye 22 milyar dolar borç ödemekle övünürken toplam brüt dış borç tutarının 372 milyar dolar olduğunu göz ardı etmektedir. AKP döneminin faiz ödemesi 367 milyar dolara ulaşmıştır. AKP hükümetinin 11 yılda kullandığı 1 trilyon 697 milyar dolar, önceki 56 yılın 42 iktidarının kullandığı paranın iki katından fazladır.

Türkiye, yabancı sermaye hareketlerinin manevralarıyla her an kırılganlık ve kaos tehlikesi ile karşı karşıyadır. Türkiye ekonomisi istihdam, yatırım, üretim, ihracat ve ithalatın yapısı, teknoloji düzeyi, dış talep bağımlılığı, sermaye hareketlerinin serbest giriş-çıkışı ve aşırı borçlanma ile bir hayli örselenmiş ve kırılgan bir durumdadır.

Bilindiği üzere AKP iktidarı, Türkiye`nin yeni liberal dönüşümünü kendi muhafazakâr ve İslami kurgularıyla tepe noktalara çıkararak uygulama yanında bölgesel bir rol de üstlenmişti. BOP-GOP macerası, Libya, Suriye, İran`a yönelik politikalar ve NATO`nun Kürecik füze kalkanı projesinde görüldüğü üzere AKP iktidarı Ortadoğu ve Kuzey Afrika`da emperyalizmin taşeronu olarak önemli roller üstlendi. Ancak AKP, iç ve dış politikada sınırları hep zorladı. Bölgedeki uluslararası aktörler arasında sürekli olarak oluşan yeni, çelişkili, dinamik süreçleri gözetmedi. Ülke iç politikasında parlamenter sistemi neredeyse dışlayan tarzda bir otoriterleşmeye yöneldi. Bölgede, Mısır`daki yeni kaotik kaynaşma durumunu, Suriye, İran ve Rusya`nın direncini hesaba katmaksızın kraldan çok kralcı bir politika izledi ama iç ve dış politikada ummadığı gelişmeler üzerine belirli ölçülerde ABD ve AB`nin gözünden düştü. Emperyalizmin bizzat desteklediği, "ılımlı İslamcı-uyumlu İslamcı" da denilen güçlerin Mısır ve Suriye başta olmak üzere bölgede aşırı radikal uçlar vermesi; AKP iktidarının ülkede ve bölgede üstlendiği rollerde aşırılıklara yönelmesi; ülkedeki mevcut düzeni ve toplumsal dengeleri sarsacak denli dizginsiz politikalar izlemesi, belirli odaklar nezdinde gözden düşmesine yol açtı.

Bir cemaatler koalisyonu olan AKP iktidarının en güçlü bileşenlerinden Fethullah Gülen cemaatiyle başlayan kriz, Haziran halk hareketi sürecinde derinleşmiş ve bütün iktidar aygıtları açık bir çatışmanın alanı olmuştur. "Yeni Türkiye" ve yeni rejim oluşumu sürecinin sancılarının yansımaları ile birlikte bu iki güç arasındaki çatışmanın toplam etkisi bir "yönetim krizi", "devlet krizi", "hukuk krizi", "parlamenter temsili düzenin krizi" olarak somutlandı. Bu kriz, şu anda yürütmenin başında bulunması itibarıyla AKP`nin etkinliğinde sürüyor. Ancak bu krizin hem düzen içi hem de düzeni sarsarak aşabilecek sınıfsal, siyasal, toplumsal yönlerinin bulunduğunu da tespit etmek gerekir. Burada tespit edilmesi gereken, "AKP iktidarı" diye özetlediğimiz yönetsel durum yani yasama-yargı-yürütme güçlerinin otoriter birliği/tekliği durumunun, bizzat bu iktidar koalisyonunun iki tarafının güç birliği ile oluşturulmuş olmasıdır. Emperyalizm tarafından desteklenen bu iki gücü, İslami köklerinin yanı sıra birleştiren bir husus olan, rejimin yeni liberal, yeni sağ bir çerçevede dönüştürülmesi süreci, 24 Ocak 1980`de başlamıştı ve sürüyordu. İktidarın her iki kanadı, kamu idari yapısını dönüştürme, yeni liberal bir anayasanın benimsenmesi; serbestleştirme, özelleştirme, her şeyi piyasaya açma ve yerli-yabancı sermaye hareketlerinin serbestisinin sağlanması sürecinin gereklerini her düzeyde yerine getirmede tek bir iktidar gibiydiler. Ta ki, önlerinde engel olarak gördükleri devlet-siyaset erklerini tasfiye edip, "yeni Türkiye`nin egemeni kim olacak", "yeni egemen sermaye bileşimini kimler oluşturacak" rekabeti ortaya çıkıncaya kadar. Şimdi her iki kesim de bu kapsamda yeni ittifaklar, kendilerine yeni güçler eklemleme çabası içindedir.

Konu aslında, ülkemizin kaynaklarının, halkımızın alın teri ile ürettiklerinin paylaşımı kavgasıdır; sömürü ve rant düzeninin kimlerin elinde sürdürüleceği çatışmasıdır. Dolayısıyla bu güçlerin her biri, sömürücüdür, halk düşmanıdır, gericidir, kirlidir, bilim ve aydınlanma düşmanıdır. Her iki kanadı ile bu iktidar, gücünü toplumu kuralsızca şekillendirmek için kullanmıştır. Meslek alanlarımızı ilgilendiren birçok düzenlemeyi, bizleri yok sayarak hayata geçirmiştir. Kendisine biat etmeyen demokratik kitle örgütleri gibi TMMOB`ye de, üstelik özel saldırılar düzenlemiştir. Ama yakın zamanda gördüğümüz gibi AKP iktidarı doludizgin giderken önemli bir örgütlenme ve mücadele geleneğinin ürünü olan TMMOB ve halkımız önemli bir direnç göstermiştir. Bu direnç sayesinde tarihsel bir başarı sağlanmıştır. Hatta yeni bir dönemin başlangıcına imza atılmıştır. Bunu sağlayan Haziran isyanı ülkemize yeni bir yön çizmiştir. Bunu anlamak, anlatmak, düzen güçleri tarafından istismarını önlemek gerekir.

Halk, seçim dışı önemli bir tarihsel anda sandık dışındaki siyasetin birçok kanalını keşfetmiştir. Sandığa sığmayacak, sınırsız, yaygın bir demokrasi aranışının ifadesi olan Haziran Direnişi kitlelerinin iradesi, bugün düzen içi kanallarda soğurulma tehlikesine maruz kalmıştır. Sosyalist sol da, Haziran Direnişinin gerektirdiği, AKP iktidarına karşı daha güçlü bir karşı çıkış açısından elzem olan birleşik bir muhalefet gerekliliğini ete kemiğe büründürememiştir. Bu toplu durumun sunduğu avantajlı koşullarda AKP iktidarı, seçim öncesi devreye soktuğu HSYK ve internet yasalarında yeniden somutlanan otoriter-faşist yönelimi, twitter, youtube yasakları ve yeni MİT yasası ile sürdürmüştür. Bundan sonra birçok yeni düzenleme de yapılacaktır. "Dar veya daraltılmış 550 bölgeli seçim sistemi" önerisi de bu amaca yöneliktir. Bu sisteme göre her bölgeden bir milletvekili çıkacak ve seçilemeyen adaya verilen oylar temsil edilemeyecektir. Bu durum temsili daraltacak, parlamentarizmin krizini artıracaktır.

Ülkemizdeki en önemli sorunlardan biri Kürt sorunudur. İçinde bulunduğumuz coğrafyadaki gelişmelerle Kürt sorununun ölçeği büyümüş, daha fazla uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Irak, İran Suriye ve ülkemizdeki Kürt sorununun, emperyalistlerin ve bölgesel statükocu güçlerin ilgi alanında olduğu açıktır. AKP iktidarının bölge ülkelerinin içişlerine karışması ve Kürt sorununda oyalayıcı politikalar izlemesi, sorunu daha da karmaşıklaştırmaktadır. Kürt sorununa dair bakışı yeni liberal ve fetihçi geleneğin bir türevi olan AKP, aradan geçen zamanda sorunu eski karmaşıklığına yakın bir nokta ile "açılımcılığın" ilginç bir bileşimine döndürmüştür. İktidarın vizyonunda Kürt feodalleri, sermayedarlarının desteklenmesi ile muhafazakâr-liberal, Kürt-İslam sentezci, Barzanici bir güç yaratılması ve konunun "Büyük Türkiye" gibi ulusalcı kesimlerin yaklaşımlarıyla da çakışan bir amaç bulunmaktadır. Diğer yandan izlenen ekonomik politikalar bölgeyi sermaye çıkarlarına daha fazla açmayı hedeflemektedir. Teşvik politikalarında Doğu ve Güneydoğu`yu kapsayan 5. ve 6. bölgeler pratikte en düşük payı almaktadır. Esnek yönetim ve serbest yerel dinamikler anlayışına dayandırılan sözel "bölgesel kalkınma" yaklaşımı, kamu öncülüğündeki merkezi–bölgesel kalkınma perspektifini dışlamakta, dahası, bu bölgeler ucuz işgücü itibarıyla "Türkiye`nin Çin`i" yapılmak istenmektedir. Piyasacı ve İslamcı yaklaşımların bu yarayı kanırtacağı açıktır. Konu, oyalayıcı, yedekleyici yaklaşımlarla çözülemeyecek kadar boyutludur. Gerçekte bir arada kardeşçe yaşam yönünde demokratik hassasiyetlerin egemen olması gerekmektedir. Bölgedeki her ülkenin bağımsızlığının ön koşulsuz bir şekilde tanınması, içişlerine hiçbir şekilde müdahale edilmemesi, Kürt sorununun eşitlikçi, demokratik koşullarda, bir arada yaşam çerçevesi içine yerleşmesi, Türkiye özgülünde sınıf mücadelesinin, emek ve demokrasi güçlerinin hem genelde hem de bu sorun özgülünde ağırlığının artması gerekmektedir. Genel Kurulumuz, savaşsız sömürüsüz barıştan, halkların kardeşliğinden, emekten ve halktan yana güçlerin kararlılığını, mücadele azmini, birlik ve dayanışma bayrağını yükseltme iradesinin önemini bir kez daha dile getirmektedir.

TMMOB Makina Mühendisleri Odası 45. Olağan Genel Kurulu,

  • Kapitalizme, onun neoliberal dönem uygulamalarına, AKP diktatörlüğüne, sömürü-rant, yolsuzluk-rüşvet, baskı, zulüm düzenine karşı direnenlere,

  • Kütahya Seyitömer Termik Santrali`nde direnen; Muğla Yatağan ve Milas`taki üç termik santral ile kömür sahalarının özelleştirme kapsamına alınmasına karşı greve giden, işyerlerini işgal eden (ve şu anda Ankara`da bulunan) Yatağan`daki enerji ve maden işçilerine,

  • Greif`te 44 ayrı taşeron firma üzerinden çalıştırılan, taşeron sistemi ve sefalet ücretine karşı direnişteki işçilere,

  • Grevli toplu sözleşmeli sendikal hakları için mücadele eden bütün emekçilere,

  • Toprağına, suyuna, deresine, ormanına, ülkemizin doğal kaynaklarına sahip çıkan köylülere,

  • Kentsel-kırsal bütün kamusal alanlara sahip çıkan, "kentsel dönüşüm" görünümündeki rant yağmasına direnen herkese,

  • Sağlığın herkes için eşit ve ücretsiz olması için mücadele eden sağlık emekçilerine,

  • Halkın haber alma hakkının ve bağımsız haberciliğin sesi olan basın emekçilerine,

  • Sömürü, şiddet ve ayrımcılığa karşı mücadeleyi yükselten kadınlara,

  • Gerici, piyasacı eğitim sistemine karşı direnen kamu çalışanları, akademisyenler, liseli ve üniversiteli öğrencilere,

  • Eşit yurttaşlar olarak tanınmak isteyerek direnen Kürt halkına,

  • Sömürüye karşı sınıf kardeşleriyle birlikte mücadele eden Türk ve Kürt emekçilerine,

  • Türkiye`nin ve dünyanın geleceğini düşünen ve mücadele eden bütün aydınlık insanlara,

  • İktidarın Taksim`de yapmak istediği düzenlemeyi durduran davaları açan ve Haziran Direnişinin meşru organı olan Taksim Dayanışması`nın temellerini atan Odalarımıza; bizleri Taksim Dayanışması içinde temsil eden bütün arkadaşlarımıza; Taksim Dayanışması`nı oluşturmaları nedeniyle haklarında dava açılan, aralarında Odamızın İstanbul Şube Başkanvekili ve TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Süleyman Solmaz arkadaşımızın da bulunduğu 26 arkadaşımıza,

dayanışma selamlarını iletme ve kurumsal destek sunma kararı almıştır.

TMMOB Makina Mühendisleri Odası 45. Olağan Genel Kurulu, aşağıda belirtilen çalışma ilkeleri eşliğinde ülkemiz sanayisi ve toplumsal sorunlarına dair çözüm önerilerini kamuoyu ile paylaşmaktadır.

  • Makina Mühendisleri Odası, yeni çalışma döneminde de ana yönetmelik ve yönetmelikleri, çalışma anlayış ve ilkeleri ile üyelerinden aldığı güçle, emekten, barıştan, eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden yana; her türlü gericiliğe, nefret suçlarına, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı "bir arada yaşamı" savunacak, örgütsüzlüğe, tüm baskı ve dayatmalara karşı direnmesini sürdürecektir.

  • Odamız çalışma program ve ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirdiği etkinliklerle oluşturulan platformlarda, meslek ve meslektaş sorunlarının ülke sorunlarından bağımsız olamayacağı anlayışıyla, katılımcılığın temel alınarak yürütüldüğü çalışmalarına ve ülkemizin temel sorunlarına ilişkin görüşlerin ortaya konulmasına devam edecektir.

  • Hep daha fazla üretim ve aşırı tüketim odaklı ekonomi anlayışının insanca yaşamın sürdürülebilirliği üzerindeki olumsuz etkileri görülmektedir. İnsanca bir yaşam ve hakça paylaşım odaklı yeni bir anlayışa olan ihtiyaç kendisini bütün yakıcılığıyla hissettirmektedir. Odamız planlı bir kalkınma ve istihdam odaklı sanayileşmeden, etkin ve yatırım kararları ile bütünleşmiş; mühendisten, bilim, AR-GE ve teknolojik gelişmeden yana bir ülke ile kendi kaynaklarına, birikimlerine dayalı bir ekonominin mümkün olduğu inancını taşımaya kararlılıkla devam edecektir.

  • Küreselleşme süreç ve politikalarının, ekonomik, toplumsal, politik ve kültürel v.b. tüm alanlardaki yıkım ve tahribatlarına karşı, öncelikle stratejik öneme haiz tüm sektörlerde emekten yana politikalar oluşturulmalıdır.

  • Dünya Bankası, IMF ve benzeri kuruluşların dayattıkları ekonomik ve sosyal politikalarla üretimi, yatırımı, sanayileşmeyi, bilim ve teknolojiyi saptıran, mühendisi ve çalışanı ile halkı dışlayan uygulamalar terk edilmeli, kamu yararı ve toplumu gözeten bir planlama esas alınmalıdır.

  • Tam üyelik müzakere süreçleri tamamlanıncaya kadar Gümrük Birliği anlaşması mutlaka askıya alınmalı, aynı yanlış politikalar AB`ye üyelik müzakere süreçlerinde sürdürülmemelidir. İçinde bulunduğumuz bilgi kirliliği ve yönlendirme ortamına ivedilikle son verilerek, tarama konusu olan başlıklarda müktesebat değişikliklerinin ülkemiz geleceğine etkileri tüm alanlarda ve tüm sektörlerde tartışmaya açılmalı ve bağımsız politikalar oluşturulmalıdır.

  • Halktan yana bilim ve teknoloji politikalarının gerçekleştirilmesi için ilgili tüm kurumların eşgüdümünü sağlayacak çalışmalar yapılmalı, sanayide AR-GE ve inovasyona ilişkin altyapının kurulması bu çerçeve içinde ele alınmalıdır.

  • Kayıt dışı ekonomi, ulaştığı boyutları, ekonomik, sosyal yaşamda yol açtığı büyük kayıplar ve sorunlar dikkate alınarak sınırlanmalı, kayıt içine çekilmeli, bu yönde denetim mekanizmaları işletilmelidir.

  • Rüşvet ve yolsuzluğa dayalı ilişkiler açığa çıkarılarak cezalandırılmalı, bu ilişkileri engelleyecek netlikle düzenlemeler yapılmalıdır.

  • İşsizliği, yoksulluğu ve borçlarımızı artıran, ülkemizin talanına yol açan IMF, Dünya Bankası patentli ekonomi yerine, sanayinin öncelikle toplum yararını hedeflemesini sağlayacak şekilde, planlı olarak kalkınma ve refahı sağlayacak biçimde geliştirilmesi, istihdam odaklı olması, yatırımların özellikle imalat sanayinde ve yüksek katma değerli üretim alanlarında yoğunlaştırılması teşvik edilmelidir.

  • Toplumsal işbölümü herkese iş verilmesini sağlamalı, iş verilemeyene asgari bir yaşam ücreti iş verilene kadar garanti edilmelidir.

  • Dış ticaret açığı ve dışa bağımlılığı artıran ithalat politikasını önleyecek, özellikle ara malı ve yatırım mallarını üretecek yatırımlara öncelik verecek bir planlama yapılmalı ve teşvik edilmelidir.

  • Kamu planlamasına, kamu yatırım, üretim ve kaynak kullanımına karşı çıkan, yatırımların gecikmesine, aksamasına ve kamusal hizmetlerde gerileme ve ticarileşmeye neden olan özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarından vazgeçilmeli, özelleştirilen yerler tekrar kamulaştırılmalıdır.

  • "Kentsel dönüşüm" adı altında kentlerimizin, kamu varlıkları ve halkın mülk ve yaşam alanlarının talan edilmesi, denetimsizliğin yaygınlaşması, merkezi yönetim kararlarıyla kent dinamikleri ve potansiyellerinin sömürülmesi halkın barınma hakkının elinden alınmasına yönelik uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir.

  • Sağlık ve eğitimin temel insan hakları olduğu esas alınarak, her türlü özelleştirmeye son verilmelidir. Sağlıkta piyasalaştırma ve özelleştirme projesinden, eğitimin metalaştırılmasından vazgeçilmelidir.

  • Standart dışı, enerji yoğun teknolojilerin ithal edilmesi önlenmeli, mevcut tesislerde enerji verimliliğini artıracak modernizasyonlar yapılmalı; bu bağlamda çevreyi koruyacak, çevre dostu teknolojiler uygulanmalıdır.

  • Ülkemize dayatılan ve fosil kaynak yakıtları esas alan dışa bağımlı enerji politikaları terk edilmeli, yenilenebilir kaynaklara, yerli enerji santrallerine öncelik verilmelidir. Yeniden gündeme gelen nükleer enerji santral ihaleleri durdurulmalı, enerjide dışa bağımlılığı pekiştirecek bu uygulamadan vazgeçilmelidir.

  • Doğada varlığı sınırsız olmayan kaynakların aşırı kâr hırsıyla tüketilmesi, insanlığın geleceğini ciddi boyutlarda tehdit etmekte ve dünya küresel felakete doğru hızla sürüklenmektedir. Daha fazla üretim ve tüketim odaklı, ekolojik dengeyi bozan, doğayı tahrip eden ve yöre halklarının rızası olmayan HES, termik santral, nükleer santral vb. uygulamalar yerine yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımlar teşvik edilmeli, temiz ve güvenilir enerji kaynakları kamu politikası haline getirilmelidir.

  • Ülkemizin tarihi, kültürel ve doğal varlıklarını yok etme pahasına yapılmak istenen maden ve enerji tesislerine dur denilmelidir. Kazdağları, Bergama, Fırtına Vadisi, Alianoi, Munzur, Hasankeyf, Karadeniz Bölgesi ve diğer bütün değerlerimiz korunmalıdır.

  • Planlama politikalarını merkezine oturtan bir Ulusal Ulaşım Master Planı hazırlanmalı, karayolu yerine demiryolu ve denizyolu taşımacılığının geliştirilmesi için çaba gösterilmeli, ulaşım modları arasında bir denge kurulmalı; toplu taşımacılık benimsenmelidir.

  • İşçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri kamusal bir hizmet olarak algılanmalı, bu alanda çalışma koşulları arasındaki nedensel ilişkileri bilimsel tarzda araştıracak kurumlar oluşturulmalıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliğine gereken önem verilmeli ve eğitimlerde ilgili meslek örgütleri yetkilendirilmelidir. Meslek hastalıklarına ilişkin çalışmalar geliştirilmeli meslek hastalıkları hastaneleri işlevlerine uygun olarak yapılandırılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.

  • 12 Eylül anayasası ve AKP`nin tekelci otoriter bir rejim oluşturma yönünde sunduğu bütün öneriler reddedilmeli, tüm toplumsal ve siyasi oluşumların katılımının sağlandığı, eşitlikçi, özgürlükçü, toplumcu ve demokratik yeni bir Anayasa yapılmalıdır. Seçim barajı kaldırılmalı; antidemokratik siyasi partiler ve seçim yasaları değiştirilmeli, dokunulmazlıklar kaldırılmalıdır. Tüm çalışanların örgütlenme ve sendikalaşma hakları yeniden düzenlenmelidir.

  • Etnik kökenlerine göre insanları ayırıp birbirine kırdıracak her türlü uygulamaya, şiddete yönelik faaliyetlere, tüm şoven yaklaşımlara, barış, demokrasi ve halkların kardeşliğini sabote edecek davranışlara karşı çıkılmalıdır. Ülkemizin etnik milliyetçilik temelinde kamplaştırılmasına karşı çıkmak, etnik ayrım ve düşmanlıklara prim vermeyerek bir arada kardeşçe ve eşit yurttaşlar olarak yaşamı savunmak, her türlü şiddeti ve provokasyonu lanetlemek, operasyonların durdurulmasını ve silahların bırakılmasını isteyerek, sağduyulu demokratik yaklaşımları egemen kılmak sorumluluğuyla davranılmalıdır.

  • Komşumuz Suriye başta olmak üzere Ortadoğu`da yaşanan gelişmeler kaygı verici boyutlardadır. AKP hükümeti komşumuz Suriye ve Ortadoğu`da uyguladığı dış politikadaki savaş, din, mezhep kışkırtıcılığından vazgeçmelidir. Suriye`de barış; Suriye`de yaşayan halkların kendi çözümleriyle sağlanacağı bilinciyle, barışın sesinin yükseltilmesi için mücadele edilmelidir.

  • 12 Eylül askeri faşizminin ürünü olan YÖK bütün kurumlarıyla kaldırılmalı, ilköğretimden üniversiteye kadar eğitim herkese anadilinde, parasız, eşit, bilimsel, demokratik ve fırsat eşitliğine uygun olmalıdır. Mühendislik eğitim ve öğretim programları çağdaş teknolojiye ve bilim politikalarına uygun olarak yeniden düzenlenmelidir. Teknoloji fakülteleri, "uzaktan mühendislik eğitimleri" gibi bilimsel olmayan düzenlemelere derhal son verilmeli, yeni mühendislik fakültelerinin oluşturulmasından daha çok mevcutların fiziki ve akademik yapıları iyileştirilmeli, mezun mühendislerin istihdamı planlanmalıdır.

  • 12 Eylül anayasası ile uygulamaya konulan ve meslektaşlar arasında ayrımcılığa yol açan, kamuda çalışan mühendis, mimar, şehir plancılarının meslek odalarına üyelik zorunluluğunu kaldıran düzenleme sona erdirilmelidir.

  • Meslek yaşamında kadın mühendislere ve bütün kadınlara yönelik her türlü cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkılmalıdır. Kadın istihdamının ve eğitiminin artırılması sağlanmalıdır. Kadına yönelik din, töre ve feodal kültürden kaynaklanan her türlü maddi ve manevi şiddetin son bulması için etkin çalışmalar yapılmalıdır. Kadın üyelerin oda çalışmalarına daha aktif katılımı sağlanmalı ve kadın mühendisler komisyonlarının etkinleştirilmesi görev edinilmelidir.

  • Birçok kurum çalışanlarına yönelik uygulamalarla yayılan kamu personel rejimi düzenlemelerine ve bütün çalışma yaşamında güvencesiz, sendikasız ve taşeron çalışma sistemine son verilmelidir. Kamu çalışanlarının özlük hakları korunarak geliştirilmeli, grevli toplu sözleşmeli sendika hakkının önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Kriz bahane edilerek yaygınlaştırılan mühendis, mimar ve şehir plancıları dâhil bütün emekçilerin düşük ücretlerle, esnek, güvencesiz istihdam modeli/biçimleri kapsamında çalıştırılmasına karşı çıkılmalıdır.

Yukarıda sıralanan sorunlara ilişkin gerekliliklerin gerçekleşmesi için Odamız kararlı tavrını sürdürecek; örgüt birimlerimizle gerekli çalışmaları yapacak; emek ve demokratik kitle örgütleri ile ilişkilerimiz bu yönde geliştirilecektir. Amacımız çağdaş, eşitlikçi, özgür, demokratik, laik, sanayileşmiş, kalkınmış, tam bağımsız bir Türkiye`ye ulaşma yolunda birlikte üretmek ve birlikte paylaşmak anlayışı ile daha etkin ve daha güçlü bir Makina Mühendisleri Odası olmaktır.

Haziran`da milyonlar olarak "bu daha başlangıç mücadeleye devam" demiştik, şimdi mücadelemizin yeni bir evresine başlayacağız.

Gün, birlik, mücadele ve dayanışma azmi ile hareket etmenin ve halkımıza, emeğimize, mesleğimize, meslek örgütlerimize; emekçilere, kadınlara, gençlere, çocuklara, yaşlılara yönelik bütün saldırılara karşı hazırlıklı olma günüdür. Gün safları sıklaştırıp, örgütlülüğümüzü güçlendirerek öfkemizi özgür, eşit, demokratik Türkiye mücadelemizde umuda dönüştürmenin günüdür.

Yaşasın MMO Örgütlülüğü!

Yaşasın TMMOB Örgütlülüğü!


TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI

45. OLAĞAN GENEL KURULU

Tüm Genel Kurul Haberleri »

12.05.2014 tarihinden itibaren 4219 defa okunmuştur.

 
SAYFA ÜSTÜ
ÖNCEKİ SAYFA

COPYRIGHT © 2024 TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI
MEŞRUTİYET CADDESİ No:19 KAT:6-7-8 KIZILAY / ANKARA
TEL: 0850 495 0 666   FAKS:(+90) 312 417 86 21
E-POSTA:

Key İnternet Hizmetleri