ANA SAYFA İLETİŞİM BİLGİLERİ BAĞLANTILAR SİTE HARİTASI E-POSTA GİRİŞİ ÜYE GİRİŞİ TMMOB
eski.mmo.org.tr ENGLISH
AKM ML MK EKM

26 Mayıs 2022 Perşembe    

EİM-MEDAK MİEM PBK

 1999 MARMARA DEPREMİNİN 14. YILDÖNÜMÜNDE DİKKATLER, İKTİDARIN RANT ABLUKASI SONUCU OLUŞACAK SOSYAL AFET VE YIKIMLARA ÇEVRİLMELİDİR

    Yayına Giriş Tarihi: 16.08.2013  Güncellenme Zamanı: 10.10.2013 16:29:16  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

1999 Marmara Depreminin 14. Yıldönümü nedeniyle Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar bir açıklamada bulundu.

 

1999 Marmara Depreminin 14. Yıldönümünde Dikkatler, İktidarın Rant Ablukası Sonucu Oluşacak Sosyal Afet ve Yıkımlara Çevrilmelidir.

TMMOB`ye Bağlı Odaların Görev ve Yetki Alanına Giren Kamusal Nitelikli Mesleki Denetim, Yeterlilik, Eğitim ve Belgelendirmeye Dayalı Yeni Bir Yapı Denetimi Modeli Benimsenmelidir. 

Ülkemiz topraklarının, sanayinin ve barajların büyük kısmı aktif deprem kuşağı üstünde yer almaktadır. Deprem çok bilimli bir mühendislik, mimarlık, şehir plancılığı alanı olmasına karşın bu disiplinlerden mutlaka alınması gereken katkılar dışlanmaktadır. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasındaki "yapı denetimi" düzenlemelerinde kamusal denetim alanı ticarileştirilmiş, katılımcılığı dışlayan, meslek odalarının önerilerine kapılarını kapatan bir yaklaşım egemen olmuştur. Örneğin 2001 tarihli Yapı Denetim Yasası`nda kamu yapıları denetim dışı tutulmuş ve TMMOB`ye bağlı ilgili Odaların yasa ve yönetmeliklerce tanınmış görevleri içinde bulunan mühendislik, mimarlık hizmetlerinin mesleki yeterlilik, eğitim, belgelendirme, denetleme gereklilikleri dışlanmıştır. Bu arada, bu dışlama ile, Taksim Gezi Parkı Direnişinin ardından TMMOB`ye bağlı Odaların mesleki denetim yetkilerinin kısıtlanmaya çalışılmasının, birbiriyle ilişkili bir neoliberal hedef olduğunu belirtmek isteriz.

Planlama, mühendislik, mimarlık, yapılaşma ve "denetime" ilişkin ülkemizdeki sistemik sorunları yansıtan ve yüzyılın afeti olarak da anılan 1999 Marmara Depreminden hiçbir ders alınmadığı, Deprem Şurası, Ulusal Deprem Konseyi gibi oluşumların devre dışı bırakılması, 2011 yılı sonundaki Van depremi sonucu oluşan sosyal yıkım tablosu, yeni mevzuat düzenlemeleri ve rant eksenli kentsel dönüşüm programları ile tekrar tekrar ortaya çıkmıştır.
2011 yılındaki Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yerel yönetimlerin yapı, ruhsat vb. yetkilerini de üstlenmiş, TOKİ`ye çok özel yetkiler verilmiş, kentsel dönüşüm iktidar aracılığıyla merkezileştirilmiş, TMMOB merkezi vesayete bağlanmak istenmiştir. Aynı KHK`ler ile bütün ülke imara açılmış, Yapı Denetimi Yasası`nda denetim dışı yapıların sayı tür ve dağılımında önemli değişiklikler yapılmış, yasanın denetim kapsamı daraltılmış, denetimsiz yapılaşmanın sınırları genişletilmiştir.

18.08.2011 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı 2012–2023 (UDSEP) de aynı kapsamdaki yeni mevzuat ve uygulama sistemine dair önemli ipuçları sunmuştur. Neoliberal serbestleştirme politikalarında önemli bir yer tutan "kamu-özel sektör işbirliği" yöntemi ile deprem gibi komplike ve tamamen kamusal düzlemdeki bir sorumluluk alanının özel sektöre terk edilmesi doğrultusunda yeni adımlar öngörülmüş, bölgesel kalkınma ajanslarına depremle ilgili sorumluluk yüklenmiştir. "Serbestleştirme, özelleştirme, sivil toplumu güçlendirme ve yerelleşme" bağlamlı, kamu kaynaklarını ve kamu erkini ayrıcalıklı biçimde kullanan, yasama-yargı denetimini dışlayan, özel sektör ve uluslararası sermaye kuruluşlarıyla iç içe olan bu ajansların yerel kaynaklar ile kentleşme-yapılaşma alanının sermayeye sunulmasına nasıl hizmet edeceği, önümüzdeki yıllarda daha net olarak görülecektir. TMMOB`nin tüm uyarılarına karşın mühendislik, mimarlık uygulama, hizmet ve örgütleri, bu "strateji" belgesinde de dışlanmıştır.

Geçen ay benimsenen "Onuncu Kalkınma Planı"nda ise ülkemizdeki kentleşme sorunları sermaye lehine bir yaklaşıma bağlanarak "işgücü ve üretim maliyetleri artışı"nın önüne geçilmesi yanı sıra "Kentsel dönüşümün doğurduğu değer artışlarından kamuya kaynak sağlanması"nı ve "Özel sektör tarafından geliştirilen kentsel dönüşüm proje sayısının artırılması" amaçlanmıştır. Planda, "teknik müşavirlik firmalarının inşaat sektörünün tüm üretim süreçlerinde ve kamu-özel işbirliği projeleri ile kentsel dönüşüm gibi alanlarda daha etkin faaliyet göstermeleri temin edilecektir" denilerek, mühendislik, mimarlık hizmetlerinin kamusal niteliğinin özel sektör lehine tasfiyesi de açık bir şekilde yer almıştır.

Onuncu Plan, "yaşam mekânlarının ekonomik gelişme ve rekabetçiliği destekleme"ye tabiyetini hedeflemiştir. "Batıdan doğuya ve gelişmekte olan ülkelere kayan üretim yoğunluğu ile uluslar üstü boyut kazanan yer seçimleri ve şehirlerin rekabetçiliğini öne çıkaran yeni bir bölgesel gelişme ve şehirleşme" yaklaşımı "kentsel imaj yönetimi ve markalaşma" ile cilalanmış ve "kentsel dönüşüm ihtiyacının büyüklüğüyle ortaya çıkardığı iş hacmi" iştahıyla belirlenmiştir. Plan, "meslek örgütleri, odalar, STK`lar ve özel sektör örgütlerinin hizmet kapasitelerinin geliştirilmesi ve kendi aralarındaki ağ yapılarının güçlendirilmesi" belirlemesiyle bu kuruluşların yeni sermaye birikimi politikalarına tam tabiyetini de hedef olarak öne koymuştur. Plan, doğal afetler konusunu iktidar ve sermaye çevrelerinin dizginsiz kâr ve rant amacına tabi kılmıştır.

İktidar, birçok kez değiştirdiği İmar Yasası ve Yapı Denetimi Yasası`nda da yeni değişiklik hazırlıkları içindedir. 2012 yılında çıkarılan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa`nın devamı niteliğindeki bu taslaklar, yapı üretim ve denetim sürecindeki mühendislik-mimarlık projeleri arasındaki bağları bilimsel-teknik gerekliliklerden koparmakta, bu hizmetlerin kamusal niteliğini teknik müşavirlik kuruluşları aracılığıyla büyük ve büyümesi istenen sermaye güçleri lehine tasfiyede yeni adımlar öngörmektedir.

Bilindiği üzere Türkiye`de 18 milyonu aşan yapı stokunun yüzde 67`si ruhsatsız ve kaçak, yüzde 60`ı 20 yaş üzeri konutlardan oluşmakta ve yüzde 40`ı oturulamaz ve depreme karşı güçlendirilmesi gerekir durumdadır. Bu noktada yapı denetimi konusu birinci derecede önem taşımaktadır. Ancak bu konu, afet, risk, kentsel dönüşüm, imar kavramlarını da içeren yasa-mevzuat değişiklikleri ile kentlerden başlayarak tüm ülke topraklarını yeni sermaye birikimi politikaları kapsamında bir kâr-rant unsuru haline getirilerek istismar edilmektedir. Kentsel, bölgesel, kırsal vb. tüm plan ve dönüşümler üzerinde toplumsal uzlaşma sağlanmamış olmasına ve yargı kararlarına karşın kentlerimiz, kırlarımız, kıyılarımız, ormanlarımız ve tüm doğal çevremiz yağma amaçlı yoğun rant projeleri ablukası altındadır. Hemen her ölçekte ve kullanılmaya başlanan dönüşüm kavramı bugün finansal olarak "arazi geliştirme" anlamında kullanılmaya başlanmış, özellikle peyzaj alanları olan bölgelere rant amaçlı yönelim artmıştır.

Depremlere karşı bütünlüklü önlemler ve sağlıklı, insanca bir yaşam ve çevre için, mevcut Yapı Denetim Yasası`nın öngördüğü, ticari yanı ağır basan yapı denetim şirketi modeli yerine uzmanlık ve ahlaki niteliklere sahip yapı denetçilerinin etkinliğine dayalı, meslek odalarının sürece etkin katılımını sağlayacak yeni bir planlama, tasarım, üretim ve denetim süreci modeli benimsenmelidir. Bu noktada uyarıyoruz: Yapı denetimi uygulamasını yönlendiren kararlar ve ilgili tüm mevzuatın TMMOB ve bağlı Odalar, üniversiteler ve ilgili kesimlerin katılımıyla düzenlenmemesi durumunda ülkemizi yeni büyük sosyal afetlerin, sosyal yıkımların beklediği bilinmelidir. Depremlere karşı önlemler bütünlüğü, güvenli yapılaşma ve halkın kent ve çevre hakkı için neoliberal piyasacı yaklaşımlar reddedilmelidir.

Ali Ekber Çakar
TMMOB Makina Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu Başkanı

Tüm Basın Açıklamaları »

16.08.2013 tarihinden itibaren 2466 defa okunmuştur.

 

ODAMIZ

SAYFA ÜSTÜ
ÖNCEKİ SAYFA

COPYRIGHT © 2022 TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI
MEŞRUTİYET CADDESİ No:19 KAT:6-7-8 KIZILAY / ANKARA
TEL: 0850 495 0 666   FAKS:(+90) 312 417 86 21
E-POSTA:

Key İnternet Hizmetleri